Türkiye'nin Eşsiz Ses Arşivi

Türkiye'nin Eşsiz Ses Arşivi
Münir Nurettin Selçuk’un 8 yaşında bir çocukken doldurduğu gazel plağı dahil Türkiye'de eşi benzeri olmayan ses kayıtları O'nun arşivinde var...

Türkiye'nin “taş plak” zengini!

 

Kastamonulu Hüseyin Üster, zincir üretimiyle dünyaya nam salmış önemli bir sanayici. Ancak asıl özelliği bu değil. O, tam 1959 yılından bu yana çevresindeki akla hayale gelmedik sesleri kaydediyor. Ayrıca, gerçek bir Türk Müziği aşığı. Öyle ki, kişisel arşivinde tam 4 bin taş plak kaydı bulunuyor. Tambur sanatçısı Üster, aylarca uğraşarak bunları tek tek mp3'lere aktarmış. Türkiye'de örneği olamayan bu müthiş koleksiyon içinde, ünlü bestekâr Münir Nurettin Selçuk'un 8 yaşında bir çocukken doldurduğu gazel plağı da bulunuyor!..

 

 -----

Taş Plaklardan mp3'e Türk Müziğinin öyküsü

 

Bazı kimseler vardır hani, ne zaman bir dost meclisi toplamak isteseniz, ilk akla gelen isim olur. Hüseyin Üster, onlardan. Önce konuşmasına takılıyorsunuz. Dünyanın dört yanını gezmiş bu kaşif, Kastamonu'nun kendine özgü şivesini bırakmamış dilinden. Bir de sıkı bir memleketçi. Kastamonu denilince, akan sular duruyor onun için. İshak Alaton'dan Rauf Denktaş'a, Turgut Özal'dan Tayyip Erdoğan'a Türkiye'nin en tanınmış insanlarıyla dost olmuş ve hepsini de Kastamonu'da ağırlamış tek tek.

İşte bu yüzden, “Kastamonu'da yaz turizmi, kış turizmi bir de Hüseyin Üster turizmi vardır” diyorlar onun için. Yıllardan beri yurdun çeşitli köşelerinden izini sürerek oluşturduğu tam 4 bin eserlik taş plak koleksiyonu görenleri ve bunları Üster'in cep telefonunun mp3'ünden dinleyenleri şaşkına çeviriyor.

Şu ana kadar Türkiye genelinde kendisininkinden daha geniş bir arşive rastlamadığını belirten Üster'in, bir ilginç merakı daha var. 1950'lerdeki lise yıllarından bu yana, ses kaydediyor. Önceleri haftasonu gezmelerinde dinlemek için kaydettiği gramafon kayıtları, sonra sonra her türlü sohbeti kaydetmeye dönüşmüş. Yıllar içinde tanıştığı ilginç kişiler, bulunduğu farklı ortamlar seslerle tarihin canlı birer tanığı haline gelmiş.

Hüseyin Üster'in bu keyifli röportajda 1950'lerin Kastamonu'su hakkında anlattığı anekdotlar da oldukça ilgi çekici. Üster'e göre, o günden bugüne sadece Kastamonu'da değil tüm ülkede değişen en önemli şey, para ile kültürün yer değiştirmiş olması!..

Kastamonulu müzik aşığı, aynı zamanda Türkiye'nin en önemli sanayicilerinden biri olarak dikkat çekiyor. Yaklaşık 30 yıl önce kurduğu Zintaş zincir fabrikasında Türkiye ve dünyanın pek çok ülkesi için zincir üretiyor. Hatta dünyanın önemli su yollarından biri olan Panama Kanalı'nda bile gemileri çekmek için, Zintaş'ın özel üretim zincirleri kullanılıyor.

Bir kere tanıyanların, yıllar geçse de dostluğunu ve nev-i şahsına münhasır karakterini unutamadıkları bu müzik aşığını, sizler de tanıyın istedim…

 

Röportaj: Nesrin Yanık Çorakbaş

 

 

Türkiye çapında bir koleksiyona sahip olduğunuz görülüyor. Bu müzik merakınız nasıl başladı?

HÜSEYİN ÜSTER - Aileden gelen bir müzik zevkim var. Merakım, evimizdeki gramofondan eski kayıtları dinleyerek başladı. Çocukluğumda evimizde gramofon vardı, şu anda kendi evimizde duruyor. Gül ağacından yapılma çok güzel bir konsoldur. Oldukça kıymetli, 1904 model bir cihaz. Babam kanun ve bağlama çalardı. Daha önceden bana intikal etmiş yüzlerce plağa, binlercesini de ilave ederek, bugün itibariyle 4.000'e yakın plak koleksiyonu sahibi oldum. Bu, aşağı yukarı 25 yılımı aldı. Bazı plaklarımın Türkiye'de eşi olmadığını zannediyorum. Başkasında başka bir nüshasının olmadığına inandığım çok özel 5-6 plağım var. Bunlardan biri Münir Nurettin Selçuk'a ait, 8 yaşında bir çocukken doldurduğu bir gazel plağıdır. Bu plağın kendisinde bile olmadığını, yine kendisinden duymuştum.

 

Şu anda arşivinizde kaç kayıtlı eser mevcut?

HÜSEYİN ÜSTER - 3650 adet sanatçı adına göre tasnif edilmiş, 1900-1961 arasındaki plakların 20 adet MP3'ü var arşivimde. Toplam 4000 plak. 7,5 ay uğraşarak bunları MP3'e çevirdim. Bu arşivi, Türkiye'deki plak listesine göre Türkiye'nin çeşitli yerlerinden topladım. Türkiye'de bu türde arşiv olarak bir tek Neyzen Niyazi Sayın'ın 3.000 plaklık bir koleksiyonu var. Benden büyük koleksiyonu olan yoktur sanıyorum. Bundan tam 54 yıl önce kaydedilmiş, Neyzen Tevfik'in kendi sesinden şiirini dinlemiştim. Şu anda telefonuma mp3 olarak aldım. MP3'ler çıkmadan önceki kayıt tarzıyla bir araya getirdim ses kayıtlarını. Toplam 7 tane kayıt cihazım var. 1959 yılında ilk kayıt cihazını aldım.

 

Diğer ilginç merakınız ses kayıtlarına nasıl başladınız peki?

HÜSEYİN ÜSTER - Bununla ilgili çok önemli bir anımı anlatayım. 1975 yılında, o tarihte TRT Müzik Dairesi Başkanı olan yakın dostum, hocam Cinuçen Tanrıkorur ile birlikte, onun udunu da alarak Kütahya'ya gittik. Kütahya'da, Cinuçen Beyin yüksek mimar olan okul arkadaşı Erhan Bey diye bir zatın evine gittik. Oraya, şu anda Kütahya'da çok meşhur bir ressam olan Ahmet Bey de geldi. Ev sahibimizin 7 yaşında bir çocuğu vardı. Bu çocuk, ney çaldığını söyledi. Cinuçen Bey de, “Hadi oğlum beraber bir şey çalalım” dedi. “Ne çalalım” diye sorduğunda, o 7 yaşındaki çocuk “Efendim ne isterseniz” dedi. Cinuçen Bey gibi bir zata “ne isterseniz” demek, en az 3 bin eseri biliyor olmak manasındadır. Cinuçen Bey, tabi biraz bozuldu. Hoca, biraz da kendini beğenmişlik olarak düşündüğü bu lafın üzerine, çok zor bir eser olan Tamburi Cemil Beye ait “Neva Peşrevi'ni çalalım beraber” dedi. Aşağı yukarı 4 sayfadan fazladır notası. Çocuk “Peki efendim” dedi. Ben o zaman, “Bir saniye müsaade edin” dedim ve 1975 yılında yanımda getirdiğim cihazımı açtım ve sesini kaydetmek istedim. Tabi 7 yaşındaki bir çocuğun sesinin yetmeyeceğini bildiğim için, sinema makinemi çıkardım. Ayrıca görüntüsünü de aldım.

 

Bu kayıtların önemli olacağını ya da bir işe yarayacağını mı hissetmiştiniz?

HÜSEYİN ÜSTER - Sene 2005, TRT 1'de bir program var. Tesadüfen kanalların değiştirirken, Ege Üniversitesi'nden İbrahim Bey adında birinin konuşmasına şahit oldum. Ney konusu gündeme geldi. Dedi ki, “Ben ney'e 6 yaşında başladım.” Tabi programcı kız güldü. “Ben ney aletini biliyorum, 6-7 yaşında nefes yetmez” dedi. “Ben çaldım, şu anda da konservatuarda öğretim görevlisiyim” dedi. Baktım inanmadı, o program halkın dışarıdan katılacağı bir program olmamasına rağmen telefon açtım. Kendimi pat diye stüdyoda buldum. Dedim ki, “Hanımefendi bu arkadaşın 7 yaşında ney'e başladığına inanmadınız 2 defa sordunuz. Ben de inanamamış ama sesini kaydetmiştim. Şimdi size inanmanız maksadıyla bunu dinletiyorum” dedim ve Cinuçen Bey ile beraber çaldıkları eseri dinlettim. Çocuk televizyonda başladı ağlamaya. Programda, “Hüseyin Ağabey ben sizi tanıdım” dedi. Sonra tabi çok daha duygulu anlar yaşadık onunla beraber. Kayıtlardan bir tanesinin böylece bir işe yaradığını anlatmış oldum.

 

Nereden aklınıza geldi sesleri kaydetmek?

HÜSEYİN ÜSTER - O tarihte evde ne varsa, tabi ki onunla ilgileniyorsunuz. Annem vefat ettiğinde 8,5 yaşımdaydım. 10 yaşımda da babam vefat etti. Dolayısıyla, onların beni müzik konusunda yönlendirme şansları olmadı. Çocukluk çağlarım olan 1951-52 yıllarından sonra 1980'e kadar Kastamonu'da radyo ve gramofon dışında başka bir cihaz yoktu. Ben ilk teybimi 1965 yılında Mehmet Nuhoğlu'ndan almıştım. Philips marka bir teypti ve o zamanın parasıyla 900 lira gibi büyük bir para vermiştim. O cihazla, şu ana kadar pek çok insanın sesini aldım. Bizim büyüklerimiz dağa bayıra gezmeye, eğlenmeye giderken, yanlarında çanta şeklindeki kurmalı gramofon getirirlerdi. Ve bu plakları çalarak eğlenirlerdi. Ben de, eşim dostumla pikniğe, gezmeye gittiğimde evdeki plakların sesini aldığım o teybimi götürürdüm. Öncelikle o şekilde başladı.

 

Nasıl bir kültür içinde büyüdünüz, çocukluğunuzun Kastamonu'su nasıldı?

HÜSEYİN ÜSTER - Tabi ki, bugünün şehrinden çok farklıydı. Bizim çocukluk çağlarımızda cumartesi akşamları, siyah elbise ya da smokin giyilerek gidilen balolar vardı. O balolara mutlaka eşli gidilirdi, bekarlar alınmazdı. Genelde baloların yapıldığı yer Halkevi idi. Şu anda müze olan yer, o yıllarda sinemaydı. Salonunda modern danslar yapılırdı. Baloda çalanlar da, daha ziyade o baloya davetli insanlardı. Ağız mızıkası, akordeon, hatta vali beyin evinden piyano bile taşınırdı. Şimdi o piyano, Kent Tarihi Müzesi'nde.

 

Sosyal hayat ve kültür anlamında nasıl bir değişim geçirdi Kastamonu?

HÜSEYİN ÜSTER - Bu söyleyeceklerim sadece Kastamonu için değil, sizin yaşadığınız yerler için de geçerli. Maalesef o zaman ile bu zaman arasındaki en önemli fark, para ile kültürün yer değiştirmesi oldu. Söylediğim zamanlarda para ve kültür aynı insandaydı. Bugün maalesef, kültürlü insanlar genel itibariyle çok paralı insan olamadılar. Kazancının yolu belli olmayan insanlar tarafından para ve kültür bu hale getirildi. O tarihteki Kastamonu yine mutaassıptı, 20 bin nüfuslu yıllardan söz ediyorum. Bugün 86 bin il nüfusu var. O tarihteki cami sayısına belki 5 tane cami ilave edilmiştir. Bugün de öyle ama mutaassıplık sadece başörtüsünde kaldı galiba.

 

Kastamonu'nun müzik hayatına ilişkin neler gözlemlediniz bu sürede?

HÜSEYİN ÜSTER - Geçtiğimiz günlerde Kastamonu'da ölüm yıldönümüyle anılan İhsan Ozanoğlu ile beraber olmuştum. Hiç unutmuyorum, 1960'lı yıllarda, Kastamonu Musiki Cemiyeti icra-ı faaliyet ederdi.  Lise talebesiyken, bir akşam o derneğe gittiğimde içeride bir odada tek başına İhsan Ozanoğlu elinde udla çok keyifli şekilde, “Derdimi ummana döktüm, asumana inledim” diye bir hicaz şarkıyı söylediğini duydum. İçeri girmeden dinledim ve hala etkisi altındayım. Ben onun gibi söyleyen kimseyi görmedim. Çok büyük etkisi oldu bende, çok güzel söylerdi.

 

Bu plakları bir seçki olarak müzikseverlerle paylaşmayı düşündünüz mü?

HÜSEYİN ÜSTER - Şu anda Kalan Müzik bunu bir miktar yapıyor. Yapı Kredi Bankası Münir Selçuk'un plaklarını bir CD olarak yaptı. İş Bankası Meral Uğurlu ile böyle bir çalışma yaptı. Sizin söylediğiniz gibi bir “sevdiklerim” seçkisini şu anda ben de düşünmeye başladım.

 

Aileniz de paylaşıyor mu müzik zevkinizi?

HÜSEYİN ÜSTER - 32 yıllık eşim Neveda Hanım da sever Türk Müziğini. Hatta elime tamburumu alıp, eşimin şarkısı olan “Ey büt-i nev eda”yı çalmaya başladığımda, eşlik eder bana. Ayrıca çok güzel şiirler yazar. İki oğlum var, onlar da müzikle ilgileniyor. Büyük oğlum, yaklaşık bir senedir fabrikada yanımda çalışıyor. Klasik kemençe ve piyano çalıyor. Üniversite öğrencisi olan küçük oğlum da ud çalıyor.

 

Gençlere müzik dersi veriyor musunuz?

HÜSEYİN ÜSTER - Kastamonu'da 1980'li yıllarda, eski adıyla Kız Öğretmen Okulu olan Eğitim Yüksekokulu'nda 3 yıl müzik dersi verdim. Eğer o dönemde ders verdiğim insanlar Kastamonulu olmuş olsaydı, bugün 50'ye yakın enstrüman çalan insan olabilirdi.

 

Yakın tarihimizde, Türk müziğinin yasaklandığı bir dönem yaşandı. Bu yasağın gerekçesi neydi?

HÜSEYİN ÜSTER - Atatürk 1934 yılında, radyolardan Türk Müziğini yasakladı. Atatürk karşıtları bunu çok kullandılar. Türk müziğini yasakladı, artık çaldırmayacak gibi devam ettiler. Ancak müzik bilen bir insan olarak söylüyorum, eğer Atatürk o tarihte Türk Müziğini yasaklayıp, Münir Nurettin'i Paris'e yollamamış olsaydı, bugün biz bu müziği dinleyemez olurduk. Çünkü tamamen hafız ve hocaların eline geçmişti Türk Müziği. Cami ağzıyla söyleniyordu. Türk müziğinden saparak, eseri aslından alıp kendine göre bağırarak usulü dışında çalmaya başlamışlardı. Türk Müziğinin derlenip toparlanması açısından bu bence önemli bir tespit oldu. 8 aya kadar yasaklandı.

 

Aynı zamanda başarılı ve buna bağlı olarak yoğun stres altında çalışan bir işadamısınız. Müzik, sizin için bir kaçış mı yoksa hayatın anlamı mı?

HÜSEYİN ÜSTER - Ben yine bunu Neyzen'in lafıyla söyleyeyim; Neyzen'e “Hayat nedir?” diye sormuşlar. “Neyden dökülen namedir” demiş. “Ruh nedir?”, “Neyden dökülen namedir.” Yani insan ruhu devamlı çalışırsa, bir veterinere gitmesi icap eder.

 

Aslında size “yaşam gurusu” demek de mümkün. Bir yaşam stili örneği olarak, nasıl bir mesaj vermek istersiniz okurlarımıza?

HÜSEYİN ÜSTER - İnsanın kendisiyle ilgili elinde kalan, güzel sanatların koludur. Bütün hayatı boyunca çalışsın, ev, iş, fabrika sahibi olsun. Eğer onu bir başka yöne kaydırarak cemiyete, millete, kendine faydalı olamamışsa, o insan zaten işiyle beraber toprağa mal olur, biter. Bakın bugün Eczacıbaşı, 1970'de “İstanbul Festivali” adı altında bir festivalin ana sponsoru oldu. Bu kadar yıldır devam ettiriyor. Burada “Rumeli Hisarı Konserleri” adı altında yabancılar, yerliler çok güzel konserler verdi. Eczacıbaşı'nın öteki kolu Şakir Bey, bir resim ve fotoğraf meraklısı olarak işyerinde bugün binlerce fotoğraf sergiliyor. Çanakkale Seramik'in sahibi İbrahim Bodur'un çok engin bir ruh yapısı vardır. Bestesi vardır,  Necdet Yaşar-Niyazi Sayın ikilisine ve bir sürü saz üstadına her hafta evini açarak, müzik ziyafeti verir.

 

Güzel sanatlarla ilgilenmek, iş hayatında da başarının anahtarı diyebilir miyiz?

HÜSEYİN ÜSTER - Tabi, olabilir. Çünkü ruhunu dinlendiren insan, yeni güne daha dinç başlar. Ben çok stresli günler geçirdim. Eşim buna şahittir. Yıllar yılı beni belki müzik ayakta tuttu. Tamburumu elime aldığım zaman, çaldığımız bir saz eseri bütün günün yorgunluğunu ve stresini üzerimden alıyordu. İşte başarılı olmuş, ama onun yanında da bir enstrüman çalan, sesi güzel olan veya resim yapan bir sürü insan var. Tabi bence böylesi değer kazanıyor.

 

Hayatı fazla ciddiye mi almıyor gibisiniz. Kastamonu'da sizin olduğunuz mecliste kahkaha eksik olmaz diyorlar, doğru mu?

HÜSEYİN ÜSTER - Genel itibariyle hakikaten öyledir. Çünkü dostlarım da öyle. Benim mizah defterimin içerisinde insanın sıfatı değil, şahsı var. Büyüklüğü ne olursa olsun, ama onda bir enstantane yakaladığım taktirde hiçbir şekilde kurtulmaz. Geçenlerde, Başbakanın Kastamonu'yu ziyaretinde, Remzi Gür'le beraber Başbakanı karşılıyoruz. Tabi ön sıralara meraklı bir sürü zad var. Bize yer kalmadı. Biz en arka sıradaydık. Bizden sonra da, Tayyip Beyi karşılamak için tutulan Kastamonu folklor ekibi vardı. Tabi Tayyip Bey o kadar insanla tokalaştıktan sonra, en son tanıdığı yüzler olarak bizi gördüğünde, “Çok arkada kalmışsınız” dedi. Ben de kendisine, “Efendim biz yerimizdeydik siz ters yerden başladınız” dedim. Tabi ciddi boyutta bir kahkaha attı ve yoluna devam etti.

 

Kaynak: True Dergisi

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mahsun Kırmızıgül Hayranlarını Şoke Etti30 Ocak 2015 Cuma 10:58
  • Yeşilçam'ın Ünlü Yönetmeni Yoğun Bakımda29 Ocak 2015 Perşembe 17:06
  • Galada İzdiham!28 Ocak 2015 Çarşamba 11:27
  • Ata Demirer Yeni Özgesini Buldu17 Ocak 2015 Cumartesi 15:33
  • Ceyda Ateş Setlere Geri Döndü13 Ocak 2015 Salı 15:10
  • Mahsun Kırmızıgül Russel Crowe'u Yendi06 Ocak 2015 Salı 09:41
  • Çakallarla Dans 3 Rekora Gidiyor31 Aralık 2014 Çarşamba 15:10
  • İlyas Salman'ın Oynadığı Film Oscar'da24 Aralık 2014 Çarşamba 11:35
  • Kış Uykusu Oscar'dan Elendi20 Aralık 2014 Cumartesi 12:31
  • 'Demet İvedik' Geliyor14 Aralık 2014 Pazar 17:10
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Kral Magazin | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim